Adamın biri kargacık burgacık yazılarla dolu bir mektup getirir Hoca'ya: - Hocam der şunu okuyuver Allah aşkına. Hoca mektuba dikkatle bakar. Yazı o kadar kötü ve karışıktır ki okumak mümkün değil. - Al der, ben bu yazıyı okuyamadım! Adam birden sinirlenir: - Yahu der, ne biçim hocasın sen! Kocaman kavuğundan bari utan. Bir mektubu bile okuyamadın! Bu sefer sinirlenmek sırası Hoca'ya gelir. Kavuğunu çıkartıp adamın kafasına geçirerek: - Haydi der, marifet kavuktaysa sen oku da görelim! | ||
Hoca'nın hanımı dere kenarında çamaşır yıkarken bir karga gelip sabunu kapmış. Zavallı kadın : - Aman hoca demiş, karga sabunu kaçırıyor! Hoca: - Be hanım demiş, bırak götürsün. Onun üstü bizimkinden daha kirli.... | ||
Uzun bir yolculuğa çıkan Hoca bir akşam üstü eski bir hana iner. Han o kadar yıkık döküktür ki nereye baksan zangır zangır titriyor. Hoca : - Yahu hancı efendi der, bu nasıl ev böyle. Şunu doğru dürüst tamir ettirsen olmaz mı? Her köşesinden bir ses geliyor. Hancı oralı olmaz hiç. - Aldırma hoca der, bizim ev biraz derviş tabiatlıdır. Devamlı Allah'ı zikreder. Hoca bunları da duyunca artık dayanamaz : - Hele der, ver şu aldığın paramı da çekip gideyim burdan. Ne olur, ne olmaz. Belki senin derviş evinin aklına secdeye kapanmak gelir? | ||
Nasreddin Hoca çocukken onu bir terzinin yanına çırak olarak vermişler. Aradan altı yedi ay geçmiş. Bir gün anacağı çocuğu yanına oturtup: - Anlat bakalım oğlum demiş bu kadar aydır gidip geliyorsun. Ne öğrendin ustandan? Küçük Nasreddin kocaman gözlerini anasına dikip: - Anam diye cevap vermiş. Dualarının bereketiyle terzilik sanatınının yarısını öğrendim. Artık dikilmiş şeyleri güzelce sökebiliyorum. Şimdi iş sökülmüşleri dikmeye kaldı. Ama sabredip onu da öğreneceğim, hiç merak etme sen... | ||
Bir gün Hoca'yı bütün gücüyle koşarak ezan okuyor gören komşuları iyice şaşırmışlar. Birisi : - Yahu hocam demiş, nasıl iş bu?... Ardından atlı mı kovalıyor seni! - Hayır demiş Hoca. Sesimin nereye gittiğini anlamak için koşuyorum...? | ||
Hoca şehrin kadısını ziyarete gitmiş. Eşeğini de mahkeme kapısının önüne bağlamış. Bu sırada yalancı şahitlik suçundan ceza alacak bir adam getirmişler. O devirde böylelerine verilen ceza, bir eşeğin sırtına ters oturtulup çarşı pazar dolaştırılmakmış. Kadı Efendi hocadan eşeğini vermesini rica etmiş. Yalancı şahidi Hoca'nın eşeğine bağlayıp götürmüşler. O gün akşama kadar eşeğini beklemek zorunda kalmış Hoca. Bir başka gün yine Kadı Efendiyi ziyarete gelmiş Hoca. Yine aynı adamı yalancı şahitlik suçundan getirmişler. Hoca dayanamamış: - Yahu demiş bana baksana sen. Ya yalancı şahitlikten vazgeç, ya da kendine bir eşek satın al!. | ||
Palavracının biri başına topladığı üç beş cahile karşı övünüp duruyormuş: - İşte ben böyle güçlü ve maharetli bir adamım. Evet ben Halep'te bulunduğum sıralarda altmış arşın uzağa atlamış bir kimseyim!... Hoca da bu sırada oradan geçiyormuş. Palavracının yanına yaklaşıp: - Yaa demiş demek sen altmış arşın atlarsın. Haydi atla da görelim. Adam hık mık etmiş. "Ama demiş ben Halep'te atladım..." Hoca kızmış: - Canım demiş, Halep oradaysa arşın burada!? | ||
Hoca oğlunun eline bir testi tutuşturup çeşmeden su getirmesini istemiş. Çocuk dışarı çıkarken de ensesine bir tokat atıp: - Testiyi kırma ha! diye öğüt vermiş. Bunu gören komşulardan biri : - Yahu Hoca demiş, henüz testiyi kırmadan ne diye dövüyorsun yavrucağızı? Hoca cevap vermiş: - Testiyi kırdıktan sonra dövmüşüm neye yarar be birader!. | ||
Küçük bir papağanın on beş altına satıldığını gören Hoca, bir koşuda evine gidip kümesteki hin- disini tutmuş. Apar topar pazara götürüp başlamış bağırmaya. - Satılık hindii... Satılık hindii... Yirmi altına satılık hindi! Şaşırmışlar pazardakiler. - Yahu hocam demişler. Bir hindinin yirmi altın ettiği nerede görülmüş? - Ne var yani diye çıkışmış hoca. Demin bir kuşu on beş altına sattılar. - Ama o papağandı demişler. Tıpkı insan gibi konuşuyor o. - Olsun demiş Hoca. O konuşursa bu da düşünür! |
11 Eylül 2007 Salı
MARİFET KAVUKTA MI?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)